15/2/2007 - Ümit yaşar oğuzcan Şiir
Sen üzerine nice şafakların söktüğü,
Sevgi denizlerime akan büyük nehir
Sen biraz ışık, biraz tılsım, biraz büyü
Sen yıllardır yazıp bitiremediğim şiir ….
|
|
Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
7/12/2006 - Ataol Behramoğlu (ALINTI)

YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır Kopmaz kökler salmaktır oraya
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına İnsan balıklama dalmalı içine hayatın Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
|
|
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
3/12/2006 - KENDİ KENDİNE SORULAR

Belki en büyük savaşları kendi içimizde yaşıyoruz, arzularımız korkularımızla çarpışıyor, özlemlerimiz kuşkularımızla vuruşuyor, hayallerimiz acı tecrübelerimizin bize kurduğu pusulara düşüyor, mutluluğa doğru coşkulu bir koşu tutturma isteği en olmadık anda kaçıp gidecek huzurun ihanetinden endişeleniyor. Özgürlüğe kendimizi bir boşluğa bırakır gibi bırakma dürtüsü, bizim özgürlüğümüzün bir başkasının esaretine yol açacağının tedirginliğiyle kuşatılmışken biz özgür olabilir miyiz sorusu büyüyor içimizde. Geçmişe olan borcumuz geleceği yaratma gücümüzü zayıflatıyor. Alışkanlıklarımız heyecanlarımızla boğuşuyor. Kendi kendimizle savaşıp, cevaplarını bilmediğimiz sorularla allak bullak oluyoruz. Bizim isteklerimiz başkasına acı verecekse, isteklerimizden vaz mı geçmeliyiz, vazgeçmenin bize çektireceği acı, sevdiğimiz birinin çekeceği acıdan daha mı az yaralar bizi? Sevdiklerimize olan borcumuz ne, peki kendimize olan borcumuz? Bu hayatı nasıl yaşamalıyız? Huzuru mu aramalıyız heyecanı mı? Yaptıklarımızdan pişman mı oluyoruz yoksa yapmadıklarımızdan mı, gelecekte hangisi takılır aklımıza? Bizim mutluluğumuzun yolu bir başkasının mutsuzluğundan geçiyorsa, değiştirmeli miyiz yolumuzu?
İnsan en büyüksavaşı kendi içinde veriyor. Birbiriyle çelişen duygularımızla hırpalanıyoruz, kimsenin görmediği bir savaş alanı gibi içimiz, kendi ölülerimizle doluyor, duygularımızdanhangisi galip gelirse gelsin, patlayan duygularımızla birilerinin vurulacağını biliyoruz artık. İsteklerimizi, coşkularımızı, özlemlerimizi evcilleştirmeli miyiz, kendi kendimizin avcısı olup kafeslere mı kapatmalıyız ruhumuzu? Bilinmeyenin bizde yarattığı o çıldırtıcı merakın peşinden mi koşmalıyız yoksa bilinmeyenden saklı olana duyduğumuz korkuyla geri mi durmalıyız. Ne yapmalıyız, bu hayatı nasıl yaşamalıyız?
Kendimizden başka bir dostumuzun, kendimizden başka bir ordumuzun olmadığı bir savaşta bölünen ruhumuzun hangi tarafının zaferi için uğraşmalıyız. Hangi tarafı tutarsak tutalım neticede yine de bir tarafımıza ihanet etmiş olmayacak mıyız, ihanetsiz yaratılamayacak bir geleceğin yükünü taşıyabilecek kadar güçlü müyüz?
Kaçsak, gidecek yerimiz yok, kendi kendimize tutsağız, savaşsak vuracağımız başkalarıyla birlikte yine kendimiz olacağız. Ayaklanmış duygularımızın birbiriyle vuruştuğu bir savaş yaşıyoruz. Geçmişten geleceğe ancak savaşla geçebiliyor ruhumuz, geçmişi olanın geleceği savaşsız yaratılmıyor. Hem mutlu hem huzurlu, hem coşkulu hem korkusuz, hem arzulu hem kuşkusuz olamaz mıyız,geleceği başkalarının hayatlarına dokunmadan, onlarda acınacak yaralarla yaralanmadan yaratamaz mıyız? Nedir bu savaşın ardındaki sır, hangi buyu bizi bizimle vuruşturuyor, hangi korkunç kader geçmişimizi geleceğimizle çarpıştırıyor? Huzur bütün duygularımızı barış içinde tutmaksa eğer, hiç mi huzurlu olamayacağız, bir huzursuzluğa mı mahkumuz? En korkunç savaşı kendi içimizde yaşarken, ne yapmalıyız? Kim akıl verebilir bize? Kim bize yol gösterebilir? Savaşa savaşa, her savaşta bir parçamızı öldürerek mi yürüyeceğiz hayatın içinde? Her mutluluk bir acıdan mı süzülecek? Pusularla, ihanetlerle, saldırılarla, geri çekilmelerle, mütarekelerle, kaçışlarla, esaretlerle dolu bir savaşı yalnız başımıza yaşıyoruz, kim galip gelirse gelsin bir tarafımız hep yeniliyor. Yenilmeden galip gelemiyoruz. Her zafer bir yenilginin izini bırakıyor derinimizde. Zaferlerimiz kadar da yenilgilerimiz oluyor. Kendi kendimizle savaşarak yürüyoruz. Ve savaş, biz bittiğimizde bitiyor ancak.
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
1/12/2006 - KAR ÇİÇEĞİ

Bir dağ başında, kimsenin çiçek beklemediği zamanlarda, soğuk şubat sabahlarında, karların altından başını nazik bir eda ile uzatıp dağlara, karlara beyaz-mavi-sarı gülümseyebilen cesur, gururlu, onurlu, zora sevdalı çiçek.. Fırtınalar, tipiler varken, güneş dahi yalancı gülümserken yeryüzüne, bu yalancı ışığa dahi hasret kalmış bir çiçek. Belki siz ona "asi" diyeceksiniz, belki de "garip". Yazlar varken kışı tercih ettiği için, yanında leylaklar, laleler açmadığı için.."Kim görecek ki seni buralarda, bu mevsimde?" diyorsunuz belki de ona. "Kim taa dağ başlarından toplayıp sevdiğinin eline uzatacak ki seni, -güller varken-hem de baharlarda?".. Senin yaşama, güneşe hasretini, zorluklarla mücadeleni, bahara ve güllere inadını-çünkü onları sevmek kolaydır.- anlayamazlar ki kardelenim, özgürlük tutkusu olmayanlar. Çünkü kardelenim, çiçeklerle birlikte baharı müjdelemek kolaydır-bunu her çiçek yapar-, karın, buzun altında ve kış ortasında hem -de yalnız bahar müjdesi vermek cesaret gerektirir. İşte bunun için seviyorum seni. Zorlukların çiçeğisin, zor çiçeksin. Herkesin bilmediği, herkesin sevmediği, herkesin beklemediği tek kar çiçeğisin! Karşılaştığım zorlukların üstesinden gelemeyeceğimi anladığımda, dostlarla ayrılık arama girdiğinde, etrafımda bir müjde aradığımda, üşüdüğümde seni hatırlarım, seni anar, seni hayallerim. Senin temkininle, inadınla, azminle, duruşunla, senin herkese değil seni bilenlere bahar müjdelemenle kendimi motive ederim. Senin kadar özgürlüğü çok sevdiğim için mi, zorları tercih edip, zorları sevdiğim için midir bilmem, sen benim için özel bir çiçeksin. Belki kimse dönüp bakmaz sana. Ama sen yeşil etekli, sarışın minik çocuğusun karların. Sendeki o sadeliği, o çocuksu edayı, asumana çevirdiğin yüzünü, sürekli duada olan minik ellerini seviyorum ben. Özellikle de seni buzların içinde ayakta tutan şükür tesbihlerini... Sen ne yedi renkli ebemkuşağını görürsün. Ne de dağların arkasından yansımasıyla değil bizzat gerçek ışıklarıyla gülleri ısıtan güneşi. Ne seninle aynı türden ama ayrı mekânlardaki soğanlı bitkileri tanırsın ne de hep Leylalara verilen gülleri. Fakat sen hepsinin aksine ve de fıtratımıza uygun şekilde toprakla dostsun. Bir yaz boyu minicik yuvanda nazlı bir bebek büyütürsün. Nazlı ve dirençli. İnançlı ve güzel. Ne seni topraktan iki metre yükseltecek bir gövden, ne de salıncak kurulacak dalların vardır. Sen hep toprak altında, toprak soluklayarak özümüzü yansıtırsın. Çoklukların içinde kaybolmak yerine, kalabalıkların içinde yalnız kalmak yerine, dağ başında dimdik davanı ayakta tutmanı seviyorum belki de. Belki de dünyaya gelişimizin aynı aya tevafuk etmesi veya özümle buluşabilmek özlemidir seni bana sevdiren. Güleri de severim bilirsin hem de çok. Ama gülleri herkes seviyor, biliyor, herkes ulaşabiliyor onlara. Ancak seni bilen, seni seven ve sana ulaşma cesaretini bulanların azlığı, seni kaybetme yüzdeliği ile doğru orantılı olduğundan sen benim için değerlisin kardelen. Sakın yalancı güzelliklere aldanıp ta baharda açma çiçeğim. Garip te deseler sana samimiyetini, özgürlüğünü, mücadeleni, masumluğunu sakın "desinlere, diyorlara(!)" yitirme, yenilme! Unutma, kar olmasa da, kar yağmasa da sen tek kar çiçeğisin!
|
|
Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Kalabalıklar içerisinde yalnızlık çekenler, küfrün karanlığını iman nuruyla delip geçenler, dünyanın masivasına yüz çevirenler, zulmetin içerisinden rahmeti celbedenler, Ümmeti MUHAMMED 'in derdiyle dertlenenler kısacası, Ahir zamanın yükünü çekenler yıllardır gerçek alemin sanal insanlarını tanıdım ve sıkıldım sıra sanal alemin gerçek insanlarında lütfedin düşüncelerimizi çevremizle paylaşamadıklarımızı, umutlarımızı, korkularımızı, sevinçlerimizi hüzünlerimizi, kısacası sahip olduklarımızı paylaşalı
|